Levent Olcer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Levent Olcer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Şubat 2013 Cumartesi
Yeşilgözlü & Zehir (Eski bir öykü)
http://username-bomberman.deviantart.com/art/Solomon-Kane-320034738
http://jeylina.deviantart.com/art/green-eyes-43634032
2008 yılında yazdığım fantastik kurgu türünde bir kısa öyküm.
Yeşilgözlü Şeytan'ın Gecesi...(İzedebiyat sayfalarında okumak için tıklayın)
Dünyalar Zinciri öyküleriyle bağlanması için açık kapı bıraktım ama İldar'da değil de Zincir'in başka bir halkasında-başka bir dünyada geçiyor olması daha muhtemel.
Biraz Solomon Kane, biraz The Witcher, biraz Warhammer, biraz vampir öyküleri... Az ondan az bundan bir şeyler taşıyan bir öykü oldu.
En temel esin kaynağı o aralar severek dinlediğim iki şarkıydı. Kavga dövüş ölüm kalım filan var işin içinde ama aslında acıklı ve aşklı bir öykü.
25 Kasım 2012 Pazar
Rodos Seferi Ne Durumda?
"Sultan Süleyman'ın Gizli Savaşları: Rodos Cadısı" isimli öyküye dair notlar tamam ama yazacak havam yok. Bu aralar öylesine nefes alıyoruz. Havalar demişken havalar da soğudu be. Bahar modunda ne güzel gidiyordu ortalık.
Neyse, eskilerin dediği gibi "kış da kışlığını yapmalı" heralde. Kendimi biraz toparlayıp elime kalemi yeniden almak istiyorum. O zamana kadar siz Muhteşem Yüzyıl ile idare edin :)
14 Ekim 2012 Pazar
29 Ekim Cumhuriyet Yürüyüşü, ANKARA
https://www.facebook.com/events/366492306759620/
Ben Ankara'da olacam. Sizi de bekliyorum. (Levent Ölçer)
Ankara, Ulus, 1. Meclis Binası Önü
Mustafa Kemal Atatürk, Söylev'ine, "1919 yılı Mayısının 19. günü Samsun'a çıktım. Genel durum ve görünüş" diye başlar. "Genel görünüş" içler acısıdır. İşgalci devletler padişaha tüm isteklerini kabul ettirmiş; onlara yaslanan, halkının geleceğini yok sayan saray; ordunun dağılmasına, yurdun her köşesinin işgaline izin vermiştir. Halk, yokluk ve yoksunluk içindedir; ama umutsuz ve umarsız değildir. Yurtseverler örgütlenir; direnir... Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde ulusal kurtuluş savaşını yapar ve işgalc
i emperyalistleri ülkeden kovar.
Türk Ulusu, böyle destansı bir iradenin, direnmenin, mücadelenin sonunda; köhnemiş Osmanlı düzenini yıkar, tam bağımsız, vatanı ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esas alan, ulus iradesine dayalı demokratik, laik ve çağdaş bir cumhuriyet kurulur.
BUGÜN,
Ata'mızın bu yüce eseri tahrip edilmektedir.
O'nun en büyük devrimlerinden biri olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti bölünüp parçalanmaya,
Bölücü anayasa girişimiyle din, mezhep ve etnik köken farkı gözetmeden "Türk milletinin Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkı olduğu inancı" ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.
O'nun Cumhuriyetin en temel dayanaklarından biri yaptığı laiklik ortadan kaldırılmaya çalışılmakta, Türkiye otoriter bir din devletine dönüştürülmeye kalkışılmaktadır.
Çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini karartacak dört artı dört artı dört eğitim yasası ile Atatürk Devrimlerinin temel yasalarından eğitim ve öğretim birliği yok edilmekte, Cumhuriyetimizin kazanımı kültür ve sanat kurumlarımız ortadan kaldırılmak istenmektedir.
Silah zoruyla ülkeyi bölmeye çalışan eli kanlı teröristle müzakere masasına oturulmakta, mutabakatlar imzalanmakta, her gün, yurdun her köşesinden şehit cenazeleri kaldırılmaktadır.
Ülkenin aydınları, bilim adamları, gazetecileri, askerleri zindanlara atılarak susturulmaya ve halk sindirilmeye çalışılmaktadır.
Büyük Ortadoğu projesine taşeronluk yapılarak ülkemiz Ortadoğu'nun savaş bataklığına sürüklenmek istenmektedir.
Cumhuriyet döneminde kurulan kamuya ait sanayi tesislerimiz satılmış, ulusal ekonomimiz çökertilmiştir.
Vatandaşımız işsiz bırakılmış, açlık, yoksulluk içinde, yardımla ve banka kredileriyle yaşamını sürdürmeye çalışır duruma düşürülmüştür.
Halkçılık ilkesinden uzaklaşılarak, sağlık ve eğitim paralı hale getirilmiştir.
Ulusal bayramlarımızda, kutlama törenleri kısıtlanmakta veya bahanelerle iptal edilmektedir.
ÇARE
Tüm sorunlarımızın çözümü; egemenliğin gerçekten ulusta olduğu, her alanda tam bağımsızlık ilkesiyle, akıl ve bilimin öncülüğünde, emperyalist talepler yerine halkın çıkarlarını ön plana çıkaran Ulusal Yönetim anlayışındadır.
Bu anlayışla, tüm halkımızı, demokratik kitler örgütlerini ve siyasal partileri birlikte mücadele etmeye, vatan ve cumhuriyet için birlikteliğe çağırıyoruz!
UNUTMAYALIM;
Kurtuluş Savaşının en zorlu koşullarında bir araya gelen Türk Ulusu, bugün de emperyalizmin ve destekçilerinin oyunlarını bozacak ve ulusal bir yönetimin önünü açacak güce sahiptir.
Bu güce inanıyoruz.
BU İNANÇLA,
ÖNCE VATAN VE CUMHURİYET DİYEN HERKESİ;
BİRLEŞMEYE,
ATATÜRK DEVRİMLERİNİ EGEMEN KILMAYA,
YURTSEVERLİK ÖDEVİNİ YAPMAYA ÇAĞIRIYORUZ.
BAYRAMIMIZI KUTLAYALIM VE ATA'MIZA ÇAĞLAYAN GİBİ YÜRÜYELİM.
CUMHURİYET İÇİN SEFERBERLİK YÜRÜYÜŞÜNDE BULUŞALIM!
TARİH : 29 EKİM 2012 PAZARTESİ
SAAT : 11.00
YER : BİRİNCİ MECLİS ÖNÜ ULUS/ANKARA
VATAN VE CUMHURİYET BİRLİKTELİĞİ
Türkiye Gençlik Birliği
Atatürkçü Düşünce Derneği
Birleşik Kamu İş Konfederasyonu
Cumhuriyet Kadınları Derneği
Devlet Tiyatrosu Opera ve Balesi Çalışanları Yardımlaşma Vakfı (TOBAV)
Dil Derneği
Eğitim –İş Sendikası
Engelliler Konfederasyonu
Müzik Eğitimcileri Derneği (MÜZED)
Tüketici Hakları Derneği
Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği
Ulusal Eğitim Derneği
tgb.gen.tr
8 Ekim 2012 Pazartesi
Bazen yazarsın, bazen yazamazsın...
http://noahbradley.deviantart.com/art/Our-Grasp-of-Heaven-331364538
Bu 2012 Ölülerin İntikamı ve Güneş ve Ölüm öykülerinde bir şey var ama anlayamadım. Araya bir şey giriyor ve bu öyküler yarım kalıyor.
Bilmiyorum; Belki de bu öykülerin bitmeden böyle kalması daha mı iyi. Sanırım Güneş ve Ölüm'e bir bölüm daha ekleyebilirim ama bir yandan da "ekleme, bırak böyle kalsın" diyorum kendime.
Neyse, bakacağız artık duruma.
http://veinsofmercury.deviantart.com/art/Stagnation-And-Time-331372367
18 Eylül 2012 Salı
Bu aralar...

http://dee-t.deviantart.com/art/Endless-Lakes-326295763
Bu aralar Güneş ve Ölüm'ün dördüncü bölümüne dair son notları toparlıyorum-kurguyu hazılıyorum. İş hayatımda da bir değişim söz konusu. Özel hayat üzerinde çalışmalarım da sürüyor, o da hala WIP. Velhasıl sessiz ama hareketli günler.
16 Eylül 2012 Pazar
Cesaretin Fotoğrafı

Bu resmi facebook'tan bir yerden indirmiştim. Açıkçası o anda hoşuma gitmişti ve düşüncelere dalarken gerçek midir değil midir diye araştırmak hiç aklımdan geçmemişti. Hala bilmiyorum bir sanatçının eseri mi yoksa gerçekten tarihi bir anı mı yakalamış bu fotoğrafçı.
Her iki halde de bu fotoğraf değerinden bir şey kaybetmiyor. Gerçekse çok görkemli bir fotoğraf, değilse de sanatçının harika bir eseri. Çok etkileyici bulduğum bir an. Bir milletin çılgınlığına karşı durabilen bir kişinin destansı kahraman direnişinin anıtsal bir kaydı. Bedeli canla ödendiği için çok daha kıymetli.
15 Eylül 2012 Cumartesi
Güneş ve Ölüm (3. Bölüm) Çıktı

http://lacedemon.deviantart.com/art/Master-zombies-196758336
Güneş ve Ölüm öyküsünün 3. Bölümünü izedebiyat.com'da okumaya sundum. Çok iyi yaptım.
Hmmm... Link koymayı filan unutmuşum. Geri döndük tekrar. İşte 3. bölüm linki efendim. Bu bölümde kafa patlatmaya başladık.
Kötü durdu öyle deyince. Şimdi düşününce cidden kötü durdu. Zombilerde insandı. Birilerinin annesi, babası, kardeşi, eşi çoçuğuydu. Ama yapacak bir şey yok. bir kez zombi olduuklarında o kişiler zaten ölüyor ve gidiyor. O yürüyen ölü artık başka bir şeye dönüşüyor. aslında bu şekilde bakmak da lazım. bakabilirsen. Cidden düşününce aslında çok korkunç bir şey bu zombikalips...
Etiketler:
2012,
fantastik,
İldar,
kıyamet,
Levent Olcer,
Levent Ölçer,
maya,
susayanın uyanışı,
uzun yol,
zombie,
zombiler
9 Eylül 2012 Pazar
Zombi Öyküsü: Güneş ve Ölüm

http://www.izedebiyat.comhttp://www.blogger.com/img/blank.gif/yazi.asp?id=110205
Güneş ve Ölüm çalışma başlığıyla yazmaya başladığım öykümün ilk 3 sayfasını sunuyorum.
'2012 Ölülerin İntikamı' öykümün Kaan'ın gözünden gelişimini yazıyorum. Zombi öyküsü, yaşayanölüler öyküsü yazmak istemiştim ve proje bir sene önce böyle başlamıştı. Tabii "dünyalar yaratma sevdalısı" olarak bu hikayeler için de bir konsept oluşturmam ve bu anafikri geliştirip dünyayı dayandıracak bir temel kurmam gerekiyordu. Ana düşünce üzerinde uğraşarak bir tema ve sebep sonuç bağı kurdum.
Zombiler? Niye zombiler ve 2012? Nerden çıktı bunlar? Zombiler mi, bırak ya, nasıl olur? Bunlar nasıl zombi? Niye zombi oldu insanlar, niye öldürüyorlar diğerlerini? Peki kimileri zombiye dönüşürken ve kimileri de dönüşmezken diğer dönüşenler neye dönüşüyor? Dünyaya neler oluyor? Ses nereden geliyor? Sesin amacı ne? Ses dost mu yoksa düşman mı? Bu işin sonu nereye varacak?
Bu soruların cevaplarına dair sağlam bir fikir verecek kadar açık yazdığımı düşünüyorum. Tabii herşeyi de ortaya sermedim ama cevaplar büyük ölçüde içeride. Öyle hemen zombi kafası patlatan aksiyon arıyorsanız, üzgünüm. Yanlış öykü. Zombiler ve diğerleri ile dolu bir dünyaya giriş öyküleri bunlar. Bunları yazmadan daha aksiyonlu maceraları yazmak içime sinmedim. Sahne, kostüm ve dekor olmadan bir tiyatro oyunu oynanması gibi eksik olacaktı. Hikaye kendini yavaştan inşa ediyor.
http://belldandy105.deviantart.com/art/Zombie-182373101?q=boost%3Apopular%20zombie&qo=51
3 Eylül 2012 Pazartesi
Rodos Cadısı (WIP) Çalışmalar sürüyor...

Şu anda ağırlıkla zaman ayırdığım konu Türk Tarihinin içinde geçecek bir hikayeler evreni yaratmak. Büyük bir laf oldu. Oysa daha yolun çok başındayım ve ilk notları alıyorum. Yine de hikayelere giriş yaptığım noktanın öncesine ve sonrasına etki edip büyük ölçüde şekil vereceği için yazılan her bir satır önemli.
Saçmalamadan yazmak istiyorum. Mümkün olduğunca tarihi bozmadan ve doğru anlatarak aralara girmek istiyorum. Yine de çok kendimi zorlamaya niyetim yok. Arada küçük kaçamaklar yapmak için kendime izin verdim. Bir şeyleri fantastik ve tarihi biçimde anlatıp edebiyat yapmaya çalışıyoruz şunun şurasında: Edebiyat zaten bir dolu yalan ve hırsızlık demek :D Durmadan yalan söylüyor ve sürekli birbirimizden çalıp duruyoruz. Bu işin raconu bu.
Güzel bir şey olsun istiyorum.
Efendim projenin adını tam söylemedim daha.
Sultan Süleyman'ın Gizli Savaşları: Rodos Cadısı
Ana tema, ilk notlar hazır gibi. Hikayenin örgüsünü hazırlıyorum. Örgü tamalanınca yazmaya başlıyorum. İnşallah yarı yolda bir plan değişikliği olmadan dediğim gibi olur.
Edebiyatla kalın.
Etiketler:
Fantastik kurgu,
İldar,
kanuni,
Levent Olcer,
Levent Ölçer,
öykü,
Rodos cadısı,
sultan,
sultan süleyman'ın gizli savaşları,
susayanın uyanışı,
süleyman,
tarihi öykü,
uzun yol
2 Eylül 2012 Pazar
Çalışıyorum
30 Ağustos 2012 Perşembe
Zafer
24 Ağustos 2012 Cuma
Althar'ın Akıncıları Nasıl Yazıldı?
Althar'ın Akıncıları öyküsünün nasıl yazıldığına dair bir yazı yazmaya karar vermiştim. Şimdi görselleri hazırlayınca eh artık yazayım dedim.
Niye böyle bir şeye gerek duydum?
Bir kere bu öyküler öyle fırt fırt fırt işkembeden atılarak yazılmıyor, üzerinde çalışılıyor, emek harcanıyor, kafa patlatılıyor bunu belgelemek istedim.Masaya oturup "hadi ben öykü yazayım" deyip öyle yarım saat içinde üç sayfalık bir öykü yazmıyoruz burada. Ciddi bir iş yapıyoruz. Buna dikkat çekmek istedim. Aslında artık çok da şeyimde değil milletin ne dediği küfürü basıp geçiyorum ama olsun, yine de yazılı bir belge bulunsun Google Amca'da.
Niye böyle bir şeye gerek duydum(2)?
Aslında gerekli bir şey değil. Sadece bir tercih meselesi. Bir seçim. Ben aksiyon-macera yazıyorum. Bilim kurgu, fantastik kurgu, politik kurgu, erotik, deneme, eleştiri, kılıç&büyü yazıyorum. Bu saydıklarımın içinde en çok fantastik ve bilim kurguyu seviyorum. Kılıç ve büyü bana ilaç gibi geliyor. Başka bir dünyaya gidip kafayı rahatlatıyorum. Benim gibi bu diyarları sevenlere, bu fantastik diyarları yazmayı isteyen ama nasıl başlayacağını, nasıl ilerleyebileceğini bilemeyenlere kendi tecrübemi aktarmak istedim.
Bir kere ben öğretmen filan değilim. Ne olduğumu ve olmadığımı biliyorum. Ben sadece kendi tecrübelerimi paylaşmak ve bunları benim nasıl yaptığımı anlatmak istedim. Bir de bu öyküler, romanlar nasıl ortaya çıkıyor diye Türkçe bir metin olsun istedim.
Benim kendi öz tecrübelerimi aşağıda okuyabilirsiniz. Genelden ziyade Althar'ın Akıncıları perspektifinden bakarak yazmaya çalışacağım.
Bir öykü yazmalıyım dedim. Yazma zamanım gelmişti. Fantastik mi bilim kurgu mu dedim? Fantastik dedim. Bu aralar Romulion ve Althar'ın Akıncılarına dair bir öykü yazmak istiyordum. Böyle çıktım yola. Althar olmalıydı, Romulion olmalıydı. Bir iki arkadaşları... Bir 5 kişi olmalıydılar en azından. Sonra beş yetmeyecek dedim kendime ama başta 5 idi sayı. (1 nolu resim)
& (2nolu resim)
Uzun Yol evreninde; Susayanın Uyanışı dünyasında yani İldar'da geçecekti bu öykü. Zamanını düşündüm. Uzunkış'a dokunan bir öykü olsun istedim. Zamanı Susayanın Uyanışı'ndan önceki kış olsun dedim. Hikayenin arkaplanını kuruyordum böylece. Bir kere bir setting içinde geçiyordu öyküm. Bu setting-bu çerçeve benim yarattığım bir evrendi. İldar dünyasıydı bu setting. Zaten daha ilk tasarlarken Dünyalar Zinciri Öyküleri'ni bir bütün oluşturacak ve her satırda öykünün evrenini geliştirip büyük resme katkıda bulunacak şekilde yazmaya çalışıyordum. Bu öykü ile bazı noktaları en azından kendi aklımda daha iyi tanımlayıp gelecek öyküler için zemini daha iyi tanıyacaktım. Dedik ya; bu biraz da bir dünya yaratma projesinin bir aşaması. Sadece bir öykü değil aynı zamanda İldar'ın tarihini, kültürünü, coğrafyasını, kurallarını yazıyorum...
Neyse. Nerede kaldık? İldar, uzunkış, Althar'ın Akıncıları. İçinde gemi de olsundu-gemi savaşı sahnesi yazmak istiyordum. Sonra dişi ve önemli kahramanlara dikkat etmeliydim. Dişileri öyküleri katmakta acemi hissediyorum açıkçası. Deneme yanılma ile daha çok dişi kahraman katmalıyım İldar'a. Hikeyede yan öykü olarak şekillenir gibi olup sonunda Althar'ın Akıncılarını ciddi biçimde etkileyen gelişme ise Romulion ve Jeena arasındaki ilişkiydi. Sevgili Gecekuşu'na ithaf ettiğim bu öyküde kendisinden ve bizden ilham aldığım bazı kısımlar için umarım bana kızmamıştır. Ayrıldıysak düşman olmadık değil mi? İyi ki varsın Gecekuşu. Burada yine selam veriyorum ve öpüyorum(arkadaşça :D)
Öyküde başkötü konusunu ve hikayeyi düşündüm. Nasıl olmalı diye. Ben hazır hikayeden yola çıkmadım. Anlatmak istediğim bir öyküden ziyade sıradaki öykümde neler yazmak istiyorum düşüncesi bana yol verdi. Büyük bir savaş, imkansız rakamlar, zorlu düşman, karanlık, entrikalar beklenmedik bir iki gelişme?
Sonunda uzunkış kültürünün bir parçası olan yeraltındaki devasa mağaralar ve okyanus sistemi işin içine girdi. Düşman olarak ölüler, mumyalar, kertenkele adamlar ve fareadamlar öne çıktı. Bu öyküyü anlatmak için notları almaya başlamadan önce kafamda ne nasıl olur diye bir şablon oluşmaya başladı. Aklımdaki parçalar bulmacanın üzerinde ben düşündükçe ait oldukları yere akmaya başladılar. Sonunda bir baktım kalemim durmadan not alıyor.
Romulion bu noktada Yaşam Hasatlayan Smir öykümde, öncesinde, sonrasında onunla ilgili planlarıma uyması için biraz daha üzerinde çalışarak daha ayrıntılı çizildi. Satırlara yansıdığından daha fazla düşündüm Rom ve güçleriyle, geçmişi ve geleceği ile ilgili. (3nolu resim)
Althar'ın Akıncıları başlığını attığımda cidden artık planlama ve kafamda kurma aşamasından yazmaya başlama aşamasına gelmiştim. Yazıyordum artık inceden.(4nolu resim) İlk kaba notlarımı yazmaya başladım. Bu iskelet sayfa idi. İlk adım.

İlk 10 madde ile notlarımı toparladım. (7 nolu resim)
Ve kabaca bir harita ile öykünün sahnesini gözümün önüne koydum. Benm aksiyon yazarken arka planı kurmaya ve olayları düzgünce gözümde canlandırmaya çok önem veriyorum. Bu yüzden olayların geçtiği arkaplan, olayların yaşandığı yerler-sahne benim için çok önemli.(5 nolu resim)


Aslında ben oldukça görselim galiba. Herkes böyle midir bilmiyorum. Ama mesela ben öyküyü kafamda yazıp bitirmeden yazmaya başlayamıyorum. Öykü kafamda yazıldıktan sonra, asıl önemli kısmları hazır olduktan sonra aradaki boşlukları yazarken dolduruyorum ama ilk önce öykü kafamda bütün can alıcı öykü sahneleriyle hazır olmalı.
10 madde ile öyküyü yazdım ve bitirdim. Geriye sadece aklımdaki öyküyü kağıda dökmek ve başlangıç ile son arasındaki boşlukları doldurmak kaldı.
Yazmaya başladıktan sonra notları bu 10 maddeden daha derinlere taşıyıp ince işi ele almam gerekti. Her maddeyi derinleştirip kendi içinde bütün gelişmeleri ana olayları ve sahneleri ile hikayenin içine oturtmaya başladım. Gereken yerler için düzenlemeleri yapmaya başladım. Mesela burada(8 nolu resim)
Mavicadı'dan karaya kimlerin çıkacağı görülüyor. 25 kişilik gurupta şifacılar, hasarcılar, koruyucular var. Burada gurup yönetimini ele alırken oynadığım fantastik oyunlardaki karakter sınıfları ve ırkların rollerinden etkilendiğimi söylemek yanlış olmaz.
Burada (9 nolu resim)
artık ilk sayfaları yazıp düzenlemeye başlıyorum. Şehirler, savaş, savaşın içindeki küçük kavgalar, kavgalardaki karakterler ve kavgaların tasarlanmasındaki elementler... (10, 11, 12 nolu resimler)


Kim ne görevde, hangi aşamada nerede ne olacak. Öyküyü okuduysanız ve ilginizi çekiyorsa resimlerde ayrıntılı biçimde görebilmeniz mümkün.VS(diğer resimler)





Bazen evdeki hesap çarşıya uymaz. Bu öyküde benim başıma gelen buydu mesela. İlk başta çok salakça biçimde büyük bir şapşallık yaptım. Öyle kritik bir hata değildi ama çok salakça bir hataydı. 10 maddelik öykü dedim kendi kendime, her maddeyi bir iki sayfa yazsam kabaca 15 sayfa filan sürer diyordum. Çok kötü gülüyorum kendime. O matematikle yürümüyor işler. Bunu bilmem gerekirdi. Tecrübeliyim aslında; Susayanın Uyanışı'nı 350-400 sayfa diye planlamıştım. 600 sayfa oldu. Oluyor öyle.
Neyse efenim, sona doğru gelince beni en çok zorlayan kısım Kir Jarad ve Auruz Vektashi oldu. Ne var lan orada diyenler olabilir. Ama ben biraz hakkını vermek adına her karakter nerede ne yapabilir nasıl yapılır, kimi nereye alayım kavga hangi aşamalardan geçmeli, neler olabilir diye düşündüm.(18 & 19 nolu resimler)

Kavga mekanı, düşmanın güçleri ve karakteri, Akıncıların gurup içeriği ve roller, düşmana karşı bu kavgada ne yapabilecekleri derken... Sonunda içim rahat biçimde hazırlayıp sahneleri kurdum ve planlarımı yaptım. Yazdım. Bitirdim. Ama beklediğimden biraz uzun sürdü.



Çok uzatmayalım.
Ben böyle yaptım. Bu şekilde kurup bu şekilde yazdım. Yazın sıcağı ve diğer yan etkenler derken öyküyü bitirmem biraz uzadı. Sayfalardaki tarihlerime baktım da, evet, ilk notları yazmamdan son kısmı kağıt üzerinde yazıp son noktayı koymama kadar Nisanın ilk haftasından Temmuz 31'ine kadar bir süre söz konusu. Boru değil sevgili okur, 70 A4 sayfası kabaca 105 sayfalık bir kitap ediyor. Kitap yazmışım demek yanlış olmaz. Kitap olarak basılsaydı bir iki ilüstrasyon ve harita ile 120 sayfayı bulurdu.
Bence güzel oldu. Sonunda ben yaptığım işten çok memnunum. Son noktayı koyduğumda mutluydum. Eğlenceli ve oldukça tatmin edici bir maceraydı benim için.
Yazan arkadaşlara iyi kötü bir faydam dokunursa, bir fikir verebilirse bu satırlar memnun olurum. Canınız sağolsun millet. Ben daha çok sağolayım.
Niye böyle bir şeye gerek duydum?
Bir kere bu öyküler öyle fırt fırt fırt işkembeden atılarak yazılmıyor, üzerinde çalışılıyor, emek harcanıyor, kafa patlatılıyor bunu belgelemek istedim.Masaya oturup "hadi ben öykü yazayım" deyip öyle yarım saat içinde üç sayfalık bir öykü yazmıyoruz burada. Ciddi bir iş yapıyoruz. Buna dikkat çekmek istedim. Aslında artık çok da şeyimde değil milletin ne dediği küfürü basıp geçiyorum ama olsun, yine de yazılı bir belge bulunsun Google Amca'da.
Niye böyle bir şeye gerek duydum(2)?
Aslında gerekli bir şey değil. Sadece bir tercih meselesi. Bir seçim. Ben aksiyon-macera yazıyorum. Bilim kurgu, fantastik kurgu, politik kurgu, erotik, deneme, eleştiri, kılıç&büyü yazıyorum. Bu saydıklarımın içinde en çok fantastik ve bilim kurguyu seviyorum. Kılıç ve büyü bana ilaç gibi geliyor. Başka bir dünyaya gidip kafayı rahatlatıyorum. Benim gibi bu diyarları sevenlere, bu fantastik diyarları yazmayı isteyen ama nasıl başlayacağını, nasıl ilerleyebileceğini bilemeyenlere kendi tecrübemi aktarmak istedim.
Bir kere ben öğretmen filan değilim. Ne olduğumu ve olmadığımı biliyorum. Ben sadece kendi tecrübelerimi paylaşmak ve bunları benim nasıl yaptığımı anlatmak istedim. Bir de bu öyküler, romanlar nasıl ortaya çıkıyor diye Türkçe bir metin olsun istedim.
Benim kendi öz tecrübelerimi aşağıda okuyabilirsiniz. Genelden ziyade Althar'ın Akıncıları perspektifinden bakarak yazmaya çalışacağım.
Bir öykü yazmalıyım dedim. Yazma zamanım gelmişti. Fantastik mi bilim kurgu mu dedim? Fantastik dedim. Bu aralar Romulion ve Althar'ın Akıncılarına dair bir öykü yazmak istiyordum. Böyle çıktım yola. Althar olmalıydı, Romulion olmalıydı. Bir iki arkadaşları... Bir 5 kişi olmalıydılar en azından. Sonra beş yetmeyecek dedim kendime ama başta 5 idi sayı. (1 nolu resim)
& (2nolu resim)
Uzun Yol evreninde; Susayanın Uyanışı dünyasında yani İldar'da geçecekti bu öykü. Zamanını düşündüm. Uzunkış'a dokunan bir öykü olsun istedim. Zamanı Susayanın Uyanışı'ndan önceki kış olsun dedim. Hikayenin arkaplanını kuruyordum böylece. Bir kere bir setting içinde geçiyordu öyküm. Bu setting-bu çerçeve benim yarattığım bir evrendi. İldar dünyasıydı bu setting. Zaten daha ilk tasarlarken Dünyalar Zinciri Öyküleri'ni bir bütün oluşturacak ve her satırda öykünün evrenini geliştirip büyük resme katkıda bulunacak şekilde yazmaya çalışıyordum. Bu öykü ile bazı noktaları en azından kendi aklımda daha iyi tanımlayıp gelecek öyküler için zemini daha iyi tanıyacaktım. Dedik ya; bu biraz da bir dünya yaratma projesinin bir aşaması. Sadece bir öykü değil aynı zamanda İldar'ın tarihini, kültürünü, coğrafyasını, kurallarını yazıyorum...
Neyse. Nerede kaldık? İldar, uzunkış, Althar'ın Akıncıları. İçinde gemi de olsundu-gemi savaşı sahnesi yazmak istiyordum. Sonra dişi ve önemli kahramanlara dikkat etmeliydim. Dişileri öyküleri katmakta acemi hissediyorum açıkçası. Deneme yanılma ile daha çok dişi kahraman katmalıyım İldar'a. Hikeyede yan öykü olarak şekillenir gibi olup sonunda Althar'ın Akıncılarını ciddi biçimde etkileyen gelişme ise Romulion ve Jeena arasındaki ilişkiydi. Sevgili Gecekuşu'na ithaf ettiğim bu öyküde kendisinden ve bizden ilham aldığım bazı kısımlar için umarım bana kızmamıştır. Ayrıldıysak düşman olmadık değil mi? İyi ki varsın Gecekuşu. Burada yine selam veriyorum ve öpüyorum(arkadaşça :D)
Öyküde başkötü konusunu ve hikayeyi düşündüm. Nasıl olmalı diye. Ben hazır hikayeden yola çıkmadım. Anlatmak istediğim bir öyküden ziyade sıradaki öykümde neler yazmak istiyorum düşüncesi bana yol verdi. Büyük bir savaş, imkansız rakamlar, zorlu düşman, karanlık, entrikalar beklenmedik bir iki gelişme?
Sonunda uzunkış kültürünün bir parçası olan yeraltındaki devasa mağaralar ve okyanus sistemi işin içine girdi. Düşman olarak ölüler, mumyalar, kertenkele adamlar ve fareadamlar öne çıktı. Bu öyküyü anlatmak için notları almaya başlamadan önce kafamda ne nasıl olur diye bir şablon oluşmaya başladı. Aklımdaki parçalar bulmacanın üzerinde ben düşündükçe ait oldukları yere akmaya başladılar. Sonunda bir baktım kalemim durmadan not alıyor.
Romulion bu noktada Yaşam Hasatlayan Smir öykümde, öncesinde, sonrasında onunla ilgili planlarıma uyması için biraz daha üzerinde çalışarak daha ayrıntılı çizildi. Satırlara yansıdığından daha fazla düşündüm Rom ve güçleriyle, geçmişi ve geleceği ile ilgili. (3nolu resim)

Althar'ın Akıncıları başlığını attığımda cidden artık planlama ve kafamda kurma aşamasından yazmaya başlama aşamasına gelmiştim. Yazıyordum artık inceden.(4nolu resim) İlk kaba notlarımı yazmaya başladım. Bu iskelet sayfa idi. İlk adım.

İlk 10 madde ile notlarımı toparladım. (7 nolu resim)

Ve kabaca bir harita ile öykünün sahnesini gözümün önüne koydum. Benm aksiyon yazarken arka planı kurmaya ve olayları düzgünce gözümde canlandırmaya çok önem veriyorum. Bu yüzden olayların geçtiği arkaplan, olayların yaşandığı yerler-sahne benim için çok önemli.(5 nolu resim)


Aslında ben oldukça görselim galiba. Herkes böyle midir bilmiyorum. Ama mesela ben öyküyü kafamda yazıp bitirmeden yazmaya başlayamıyorum. Öykü kafamda yazıldıktan sonra, asıl önemli kısmları hazır olduktan sonra aradaki boşlukları yazarken dolduruyorum ama ilk önce öykü kafamda bütün can alıcı öykü sahneleriyle hazır olmalı.
10 madde ile öyküyü yazdım ve bitirdim. Geriye sadece aklımdaki öyküyü kağıda dökmek ve başlangıç ile son arasındaki boşlukları doldurmak kaldı.
Yazmaya başladıktan sonra notları bu 10 maddeden daha derinlere taşıyıp ince işi ele almam gerekti. Her maddeyi derinleştirip kendi içinde bütün gelişmeleri ana olayları ve sahneleri ile hikayenin içine oturtmaya başladım. Gereken yerler için düzenlemeleri yapmaya başladım. Mesela burada(8 nolu resim)

Mavicadı'dan karaya kimlerin çıkacağı görülüyor. 25 kişilik gurupta şifacılar, hasarcılar, koruyucular var. Burada gurup yönetimini ele alırken oynadığım fantastik oyunlardaki karakter sınıfları ve ırkların rollerinden etkilendiğimi söylemek yanlış olmaz.
Burada (9 nolu resim)
artık ilk sayfaları yazıp düzenlemeye başlıyorum. Şehirler, savaş, savaşın içindeki küçük kavgalar, kavgalardaki karakterler ve kavgaların tasarlanmasındaki elementler... (10, 11, 12 nolu resimler)


Kim ne görevde, hangi aşamada nerede ne olacak. Öyküyü okuduysanız ve ilginizi çekiyorsa resimlerde ayrıntılı biçimde görebilmeniz mümkün.VS(diğer resimler)





Bazen evdeki hesap çarşıya uymaz. Bu öyküde benim başıma gelen buydu mesela. İlk başta çok salakça biçimde büyük bir şapşallık yaptım. Öyle kritik bir hata değildi ama çok salakça bir hataydı. 10 maddelik öykü dedim kendi kendime, her maddeyi bir iki sayfa yazsam kabaca 15 sayfa filan sürer diyordum. Çok kötü gülüyorum kendime. O matematikle yürümüyor işler. Bunu bilmem gerekirdi. Tecrübeliyim aslında; Susayanın Uyanışı'nı 350-400 sayfa diye planlamıştım. 600 sayfa oldu. Oluyor öyle.
Neyse efenim, sona doğru gelince beni en çok zorlayan kısım Kir Jarad ve Auruz Vektashi oldu. Ne var lan orada diyenler olabilir. Ama ben biraz hakkını vermek adına her karakter nerede ne yapabilir nasıl yapılır, kimi nereye alayım kavga hangi aşamalardan geçmeli, neler olabilir diye düşündüm.(18 & 19 nolu resimler)


Kavga mekanı, düşmanın güçleri ve karakteri, Akıncıların gurup içeriği ve roller, düşmana karşı bu kavgada ne yapabilecekleri derken... Sonunda içim rahat biçimde hazırlayıp sahneleri kurdum ve planlarımı yaptım. Yazdım. Bitirdim. Ama beklediğimden biraz uzun sürdü.



Çok uzatmayalım.
Ben böyle yaptım. Bu şekilde kurup bu şekilde yazdım. Yazın sıcağı ve diğer yan etkenler derken öyküyü bitirmem biraz uzadı. Sayfalardaki tarihlerime baktım da, evet, ilk notları yazmamdan son kısmı kağıt üzerinde yazıp son noktayı koymama kadar Nisanın ilk haftasından Temmuz 31'ine kadar bir süre söz konusu. Boru değil sevgili okur, 70 A4 sayfası kabaca 105 sayfalık bir kitap ediyor. Kitap yazmışım demek yanlış olmaz. Kitap olarak basılsaydı bir iki ilüstrasyon ve harita ile 120 sayfayı bulurdu.
Bence güzel oldu. Sonunda ben yaptığım işten çok memnunum. Son noktayı koyduğumda mutluydum. Eğlenceli ve oldukça tatmin edici bir maceraydı benim için.
Yazan arkadaşlara iyi kötü bir faydam dokunursa, bir fikir verebilirse bu satırlar memnun olurum. Canınız sağolsun millet. Ben daha çok sağolayım.
Etiketler:
Althar,
Elmo Romano,
kılıç ve büyü,
Levent Olcer,
Levent Ölçer,
macera,
öykü,
Romulion,
susayanın uyanışı,
uzunyol
Kaydol:
Yorumlar (Atom)







