yerli yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yerli yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Uzunyol - Susayanın Uyanışı pdf dosyası olarak free tam sunum


.....................................................................................
PDF dosyası. Uzunyol - Susayanın Uyanışı
........................................................................

https://drive.google.com/file/d/0B_lFCbDlLcaiT3UwbEZESGtpSHM/view?usp=sharing

Epeydir uğramadım blogger diyarına, bir iki küçük dokunuş bırakayım :)

8 Ekim 2012 Pazartesi

Bazen yazarsın, bazen yazamazsın...

http://noahbradley.deviantart.com/art/Our-Grasp-of-Heaven-331364538
Bu 2012 Ölülerin İntikamı ve Güneş ve Ölüm öykülerinde bir şey var ama anlayamadım. Araya bir şey giriyor ve bu öyküler yarım kalıyor. Bilmiyorum; Belki de bu öykülerin bitmeden böyle kalması daha mı iyi. Sanırım Güneş ve Ölüm'e bir bölüm daha ekleyebilirim ama bir yandan da "ekleme, bırak böyle kalsın" diyorum kendime. Neyse, bakacağız artık duruma.
http://veinsofmercury.deviantart.com/art/Stagnation-And-Time-331372367

12 Eylül 2011 Pazartesi

Beni anlamadın ya ben ona yanıyorum..

DENEME VE İSYAN ARASI ORTAYA KARIŞIK

OLACAĞI VARSA OLUR BENİ KIZDIRMAYIN LAN

Hayatımın hikayesi... Ben hep yanlış anlaşılıyorum. Bir yazar için bu ne kadar da alaylı bir durum. Kendini anlatamamak.. Baaah. Ben bir şarkı olsaydım heralde Kayahan'dan; Beni Anlamadın ya Ben Ona Yanıyorum olurdum.

Dünkü bir twitin üstüne iki arkadaştan hayırlı olsunlar, tebrikler geldi. Yanlış anlaşılmalar olmuş. Bir kişi mail atıyosa, diğeri kutluyosa; sesini çıkarmadığı halde yanlış anlayan başkaları da olabilir.

Olay nasıl patladı?

"Abi selam. Hayırlı olsun ya abi."
"Aleykümselam. Saol, canım benim." Bendeniz tam anlayamadım ne hayırlı olacak ama bozuntuya vermedim o an. Bozuntuya vermedim diyorum ama kendimce bozuntuya vermedim. Rivayete göre hislerimi hiç saklayamadan hemen belli ediyomuşum. Bence sakıncası yok. Ben glastnost ve perestroykacıyım, savaşma seviş felsefesinden yana barışçı, uzlaşmacı bir sevgi insanıyım. ( :D ) Valla.

"Abicim, adı ne?"

Heh, şimdi oldu. Herhalde yeni bitirdiğim hikayeyi kutluyor. Ulan bu herifi iyidir hoştur ama bu beni okumaz ki.. Neyse.. Nezaket gösteriyor demek ki.. Bakalım ne isteyecek, Haha; diye düşünüyorum..

"Yaşam Hasatlayan Smir. Sen bile okursun bazı yerlerini, kimi kısımları biraz erotiğe kaçtı."

"Abi onu sormuyorum ya, ben yengeyi soruyorum," diye gülerek konuştu bizim çocuk.

Bendeniz burda ters köşeye yatan kaleci gibiydim. Oha dedim.. Şaşırdım ki ne şaşırdım. Ben ve bir yenge? Yok canım, hadi lenn! Yanlış anlaşılmasın; Güzeli ve iyiyi severim, güzelin içinden en çok da hoş ve zarif hanımları severim, seçiciyimdir de hani. Huyu suyu uymazsa güzellik de on para etmez (Tanıyanlar kıl, uyuz ve muhalefet birisi olduğumu da söyler, ben sadece patavatsızlıktan kesinlikle kaçınmak kaydıyla açık açık konuşmak diyorum buna. İnsan, kendine uymayan şeylere "hayır" diyebilmeli yeri geldiğinde. Bu gerekli) Kimisi bu yüzden hala bekar olduğumu söyler.. Kulakları çınlasın lisedeki din dersi öğretmenim gibi konuyu bir dağıttım ki sorma.. neyse..konuyu dağıtmayalım. Nerde kaldım lan ben...

"Ne yengesi bilader. Ben ağır abi modunda tek tabanca takılan Levent. Sen ne içtin? Kimyasal mı? Narkotik mi?"

Gülüyor bizimki...

"Abi twitten atmışın, orda gördüm. Aşık Veysel'den alıntı yapmışın. Yazamıyorum, aşığım demişin..."

Bendeniz burda ikinci kez ters köşeye yattım. Arka arkaya iki kez yattığım da sayılıdır hani. Helal olsun. Heralde şaşkınlıktan ağzım beş karış açık kalmış olacak ki bizimkisi hala katılarak gülüyor...

"Olm, yok öyle bi şey. Yanlış anlaşılma var. Benim kastettiğim yazmak bir sevda gibi, yazamamak ve acı çekmekte bu işin parçası, hani "oğlan kızı sever, kavuşamaz, aşk olur" hesabı filan gibi bi şeydi bea..."

Samimiyetimden inandı kerata. Uğraştırmadı beni.

"Pardon abi ya. Yarana bastım. Kusura bakma," diye hem özür diledi hem de çomak soktu gülen pislik.

"Ağzını yüzünü dağıtırım senin. Ne diyon lan sibop," diyerek kovaladık delikanlıyı.. Yüzüm güldüğü için heralde pek caydırıcı olamadım ama olsun bea :D Zaten havladığım ama ısırmadığım bilinir. Evet bildiniz, ben bir sevgi insanıyım. Almanya'da doğduğumu söylemiş miydim? Sene 1978, hızlı zamanlar! Disko beybi! Çiçek çocukları!!

Tabii bu durumun üzerine beni bir düşünme de aldı.. Felsefe üretmeye başladım.. Sigara içiyor olsaydım heralde iki üç teli arka arkaya yakmıştım ama o nalet şeyin kokusunu hiç sevemedim. Yanında sevgilinin kokusu ya da çok tatlı bir sohbetin eşliği yoksa sigaraya dayanamıyorum.

Sıra sana geliyor, evde kaldın, tohuma kaçcan, sana bir kız bulalım, bizim tanıdık bir hala kızı var eli yüzü düzgün sana da uyar bir yemekte filan buluşturalım türü muhabbetlerde millete eğlence olmak bazen iyice tepemi attırıyor. Bigün birini fena pataklicam. Bir sevgi insanı olarak içimdeki bütün sevgiyi suratına boşaltıcam.. Öyle yani..

Hayatının aşkını bulanlara selam olsun, sevdiği ile evlenelere selam olsun, kafasına göre kız ve erkek arkadaşı ile takılanlara selam olsun. Kendi adıma konuşacak olursam; ki zaten ben kendi adıma konuşuyorum... aaaah, bu saçma bir cümle mi oldu.. Neyse.. Diyeceğim o ki; Bazen yalnızlığımdan memnunum, bazen de yorgunum. Benim gemim bilinmeyen bir denizde yol alan bir gemi gibi, bu maceraya peşimden bir başkasını sürüklemeye korkuyorum. Gitmek istediğim yerin peşinde batıp gideceğim belki ve benimle kimse batsın istemiyorum. Ciddi ilişkilere(evlilik deniyor kimi dillerde) uzağım, "seviyeli bir arkadaşlık" ise bu şartlarda biraz bulunması zor bir şey.

Zaman zaman hoş hanımlar görüyorum ve hoşlanma noktasına yaklaşıyorum ama bir şeyler yoluma çıkıyor. Son zamanlarda bu genelde "bütün iyiler kapılmış" özlü sözüyle açıklanabilecek bir durum oluyor. Ya da "Gümüş ayın kendisi bile Sturm'dan bu kadar uzak ve yüksek değildi," alıntısıyla özetlenebilir. Yani araya imkansızlıklar giriyor. Selam olsun Brightblade.

Potansiyel taliplerimi engellememesi için ve yanlış anlamaları kökünden silmek için açık seçik yazıyorum; Bekarım. Dişilerden, yok olmadı dişi deyince çok kıro durdu..Hem başka yerlere de çekerler benim bazı "daha az insan" arkadaşlarım, Hanımlardan hoşlanıyorum. Evlenmeyi hiç düşünmüyorum. Afedersiniz, kabalığımı çok mazur görün, kuvvetle ifade için bu kaba tabiri kullanıyorum; a^^ budalası da değilim. İnsanı bacakarasına indirgemeyin.

Parantez açalım hoşlanma konusuna.. İlişki ölçeğine göre 1 bir kızı güzel bulabilirsin 2 zarif-hoş bulabilirsin 3 bakabilirsin 4 beğenebilirsin 5&6 hoşlanabilirsin-tanışabilirsin- 7 tanıştıktan sonrası artık çift taraflı bir şeyler başlamışsa 8 sevebilirsin-aşık olabilirsin(ikisinin aynı şey olduğunu düşünmüyorum) 7. maddede tek taraflıysa işler, 8 selam verin, en iyi dileklerinizi samimiyetle sunup arkanızı dönün, yeni bir yöne yürüyün-efendi olun.

Neyse, bugünlük yazı kotamı bu felsefi ve kişisel etek taşlarımı dökmecelerimle, stres atmalarımla doldurayım. Zaten karnım açıktı, ben bi yemek yiyim. Hepinizi bir sevgi insanı olarak kucaklıyorum arkadaşlar!

Not: 6. madde beraber çay ya da kahve içilen maddedir. Zaten o ilk fincandan sonra işin rengi belli olur. Şimdiki zamanda işler daha farklı yürüyor ama biz son dinozorlar için durum bu. Her şeyin bir raconu var abisi.

Deneme yazılarımdan bir kitap derlesem? Türk edebiyatına ve Felsefesine katkım olsun icabında.

DENEME VE İSYAN ARASI ORTAYA KARIŞIK

OLACAĞI VARSA OLUR BENİ KIZDIRMAYIN LAN

******

23 Ağustos 2011 Salı

Ankara'da Soğuk Gece




Kitabın yazarı Korkut Aldemir. Ankara'da Soğuk Gece, Laika Yayıncılık'tan çıkmış. 330 sayfa. Kocaeli kitap fuarında Xasiorkcu arkadaşların Xasiork öykü yarışmasında dereceye girenlere vermek üzere getirdikleri kitaplardan biriydi. Nasip banaymış, bu kitabın yolculuğu bende son buldu, yani şimdilik bende..

Kitabı okumayı daha bugün bitirdim. Beklediğimden daha hızlı bitirdiğimden yanımda yedek kitap yoktu öyle ziyan oldu iki koca saat.. Neyse..

Kitap fantastik türde. Lakin öyle içinde devler, cüceler, ejderhalar, elfler yok.. Macera günümüzde ve dünyamızda geçiyor.. Pardon öyküde bir tane cüce var ama o sayılmaz..

Öykü ve öykünün işlenişini, yazarın dilini ayrı ayrı değerlendirmek isterim. Korkut Aldemir genç bir yazar. 1978 doğumlu. Yazarlar için bu genç bir yaş (Ben de bu yaştayım ehem ehem). Daha önünde yol var ama doğru yolda olduğunu söylemek isterim. Bir romanın başına oturup onu yazıp bitirmiş olması bile buna işaret eder. Bir romanı yazmaya başlamak her edebiyatseverin yapabileceği bir şeydir lakin yazmaya başladığın romanı bitirmek öyle kolay değildir. Kendisini kutluyorum, bu işi Türkiye'de yaptığı ve yayıncı bulabildiği için ikinci bir kez daha kutluyorum, ben yayıncı bulamadım mesela. Helal olsun Korkut.

Öykünün konusu benim alıştığım maceralardan değil. Bir iyiyle kötü savaşını hissedemedim. Vardı diyenle de tartışmam. Macera ve aksiyon vardı ama sadece bunu hissettim. Bir kahramanın eksikliğini tıpkı bir gün önce yazdığım diğer eleştiri yazısında olduğu gibi burada da dile getirmek zorundayım. Cem, Gökhan ya da Devor birer kahraman olmak için yeterli değildi. Devorda karizma varımsıydı ama yoktu. Devor havada kaldı, zaten olsa olsa anti kahraman olurdu heralde.. Cem'e ısınamadım. İlk başlarda fena da gitmiyordu oysa, hafiften Peter Parker havasında bir kahraman olabilir diyordum ki sonradan bence bocalayıp işin tılsımını bozdu. Gökhan havada ve yavan kaldı ki o da ilk başta fena bir giriş yapmamıştı. Patron ve Müdür karakterleri çok iyiydi. Hoşuma gittiler. Can John da hiç fena değildi.

Korkut yazdıkça ve öyküleri, kitapları devirdikçe iyi işler çıkaracak kanaatindeyim. Öykünün günümüzde ve dünyamızda geçmesi benim için zorlayıcıydı çünkü ben fantastik ve diğer diyarlar okuyucusuyum, başka bir türde roman okumam.. Erotikleri saymassak işte..

Bazı diyalogları acemice ve çok suni bulduğumu ifade etmeliyim. Özellikle iyi ile kötülerin karşılaştığı karşılıklı sahnelerde zorlama klişe sözler hissettim ve bu burnumu büktü– diyaloglarını ekstra gözden geçirmeli, biraz zayıf kalıyor.. Yine de kitap genel olarak iyiydi ve Türkiye'de geçen, Türkçe karakterlerin maceralarını okumak farklı ve hoş bir tad bıraktı. Daha fazla Türk yazarın daha fazla vatan kokan eserlerini ileriki günlerde daha bol sayıda bulmak dileğiyle..

Sonuçta bir; Kahraman bir karakteri iyi çizmeli.. İki; Diyalogları üzerinde biraz daha sıkı çalışmalı. Gerisi zaman işi. Doğru yoldasın Korkut Aldemir..

İki eleştiri yazımı (Tılsım-ı Kudret ve Ankara'da Soğuk Gece)da şöyle bir gözönüne getirdiğimde kendime kızdım açıkçası. Bu arkadaşlara haksızlık mı yapıyordum, kıskançlık mıydı lan bendeki?
Yok lan dedim kendime.. Yeri gelince Salvatore'ye de, Tolkien'e de, Feist'e de(Ejderha Mızrağını döve döve yoruldum zaten) eleştiri sopasını sallamaktan geri kalmayan kıl ve uyuz bir tiptim zaten. Aslında arkadaşlara karşı korumacı bile yaklaştığım söylenebilir. Ben kendimi onları eleştirdiğimden daha sert eleştiriyorum.

Türk yazarların eserlerini alın, daha da önemlisi onları okuyun anacığım. Türk edebiyatını Fransızlar kurtarmayacak, Türkler kurtaracak. SEN kurtaracaksın.

Yav, Okur.. Aslında senden çok şey beklediğimin farkındayım ama, neyse..

Sevgiyle..

23 Kasım 2010 Salı

Levent Ölçer kimdir?

Levent Ölçer 14 Temmuz 1978'de Almanya'da doğdu. Ailesi o henüz 6 yaşındayken Almanya'dan yurda dönüş kararı verdiğinde ağlayıp zırladıysa da ailesini ikna edemedi. Hayalci bir çocuktu. Çizgi filmlere, çizgi romanlara bayılırdı. Futbol oynamayı çok severdi ve ilerleyen yaşlarda da kızlar.., neyse kızları karıştırmayalım.. Lise öğreniminden sonra eline geçen Yüzüklerin Efendisi'nin ilk kitabı pek çokları gibi onun da hayatına iz bıraktı. Okuduğu liseden mezun olduğu sene üniversiteyi kazanamayan sayılı hatta belki de tek öğrenci olarak zor olanın altına imza attı. Askerdeyken aklında karalamaya başladığı Dünyalar Zinciri hikayeleri askerlik sonrası kaleminde yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Kaldırım mühendisliği, bunalım ihtisası, satış, ön muhasebe, temsilcilik, kalite kontrol alanlarında çalışıp bir yandan da yazmayı ve hayal etmeyi sürdürdü. Uzun Yol serisi olarak planladığı dünyada geçen maceraların ilki Susayanın Uyanışı isimli romanıdır. Halen bilim kurgu tarzındaki öykülerini yazdığı kendi eseri olan Ufuklar evreninde vakit geçirmekte ve bağımsız öyküler de kaleme almaktadır. Eleştiri yazıları ile İzedebiyat.com sitesinde insanlara rahatsızlık vermeye ve birilerini dürtmeye devam etmektedir. İnsanların aslında gerçekten dinlemediğini farkettiği günden bu yana daha az konuşmakta ve daha çok yazmaktadır. Kitapları, hayvanları, bitkileri, güzeli, iyiyi ve müziği seven yazar, siyaseti de yakından izlemektedir. Ölmeden önce yaşayabilmeyi dilemektedir. Merak etmektedir hayatı bir kenarından yakalamayı bir gün başarabilecek midir? Yoksa yazdığı her satırda aslında zaten yaşamı kucaklamakta mıdır? Yazar ona çok fazla soru sorulmasından hiç hoşlanmamaktadır.