İzEdebiyat - Levent - Uzun Yol (1. - 100. Sayfalar)
...
Vitalolu fırıncılar için gün başlamıştı. Daha ilk ışığa vakit vardı ama onlar ilk çörekleri ve ekmekleri fırından çıkarmaya başlamıştılar. Fırıncılar meydanı olarak bilinen dikdörtgen meydandaki fırın ve pastanelerden iştah uyandıran güzel kokular gelen sabahın berrak havasına saçılıyordu.
Meydandaki fıskiyeli havuzun kenarına oturmuş ilk taze çöreklerden atıştıran Elvin bu müthiş kokuyla farklı düşüncelere dalmıştı. Taze çörek ve ekmek kokusuna oldum olası bayılırdı. Tıpkı yağmurun ilk damlasıyla ıslanan toprağın kokusunu sevdiği gibi.., çimenlerin kokusunu da çok severdi. Koku deyince hatırladı.. Bir de sevgilinin kokusunu severdi. Başını göğe kaldırdı. Kulaklarında fıskiyenin yumuşak şırıltı sesi vardı. Uçuşan bulutlar seyrekleşmiş, batmış ayın ardından yıldızlar daha bir parlar olmuştu. Bu yıldızlı manzaraya iç çekti Elvin; ne kadar da güzeldi. Her bir tek yıldız o güzel beyaz ve gümüş ışıltısıyla o güzel lacivert üzerinde nasıl da parlıyordu. Güzel, güzel, güzel...
Bir süre sadece bu güzel şeyleri düşündü Elvin. Kokuları, yıldızları, biraz da daha ilk gençliğindeki kısacık cahil mutluluklarını... Gayri ihtiyari yutkundu. Gözlerinden bir nemlenme geldi geçti.
Büyücüler uyanık kişilerdi. Duyuları çevreye karşı çok hassas olurdu. Karanlık ara sokaktan, öteden bir ses yaklaşıyordu. Hızlı, aceleci bir ses. Elvin o yana döndü. Gözlerini kısıp dikkatini verdi.
Küçük bir çocuk. Bu saatte caddede ne işi vardı. Onu tanıyordu. Caddede bulunması artık normaldi. Ama bu acelesini, ürkmüş halini açıklamıyordu. Elvin çörekleri yavaşça kenara bıraktı ve asasının desteğiyle kalkıp ona seslendi.
“Tink!”
Çocuk önce şaşırdı. İrkilmişti. Ama sesi tanıyınca hemencecik bir parça gözle görülür biçimde rahatlamıştı.
“Elvin!” diyerek ona koşuyordu şimdi.
“Genç dostum bu halin ne?” diyerek merakla ama ufaklığı sakinleştiren bir şefkatle sordu büyücü.
“Thallor bunu sana gönderdi Elvin.” Deyip kitabı ona uzattı Tink. Anlatmaya nerden başlayacağını bilemiyordu telaşlı çocuk ama çok beklemeden Elvin On ikinci cilde şöyle bir bakarken hızla anlatmaya başladı. “Bir Armellion rahibi bunu manastırda bulmuş Elvin. Sonra o karanlık şeytanlar peşine düşünce güçbela kaçabilmiş. Kitapçı Phellius’un arkadaşı olan rahip ona geldiğinde ben de Phellius ile birlikteydim. Rahip bize anlatmaya başladı. Ama onlar da az sonra geldi. Phellius onları oyalarken biz ikimiz kaçtık. Korkunçtu Büyücü... Phellius’un evi biz kaçarken şimşek ve ateşlerle.., korkunç çığlıklarla yanıyordu...”
Tink’in yaşlı kitapçıyı sevdiği belliydi. Çocuğun gözleri yaşlıydı. Bütün duygu yükü şu anda bir anda boşalıyordu. Ağlamasına rağmen çocuk anlatmaya devam etti. Elvin ise sorularla doluydu. Ama sadece dinledi... Tink hızlı anlatıyordu. “Rahiple kaçtık.. Zalimfelek’e, Thallor’un yanına getirdim onu. İzimizi kaybettirdiğimize eminim Elvin ama her nasılsa bizi orda da buldular. Rahip kitabı Thallor’a verdi. Armellion rahibi kafirlerin kitabı istediğinden ve İldar’ın umudunun burada gizli olduğundan söz ettiği anda Taverna’nın kapısı parçalandı. Thallor kitabı hemen bana verdi. Gizli çıkıştan gönderdi beni. Seni bulmamı söyledi. Kitabı sana vermemi, bunları anlatmamı söyledi. Kitabı saklamanı istedi. Rogspiller vasıtasıyla haberleşiriz deyip beni yaka paça oradan fırlatıp kaçmamı sağladı. Senin buralarda olabileceğini tahmin ettim. Daha önceki gelişinizde sabahları buralarda gezerken bir iki defa görmüştüm seni” diyerek bitirdi gözü yaşlı Tink. Yaşadıklarının yorgunluğu üzerinden akıyordu.
Elvin bir Onikinci cilde baktı bir de ufaklığa. Aklında düşünceler fırtınalar estiriyordu. Ama Elvin fazla düşünmedi. Bu gece Vitalo'da gerçekten şeytanlar geziyorsa Thallor ve dostlarının ona ihtiyacı olacaktı. Elvin hemen bir muska büyüsünü hazırladı ve ördü. Aklında gerekebilecek bir iki büyüyü hazırlarken fıskiyeye doğru yürüyüp kitabı çok özel bir çanta olan askılı çantasına koydu. Sonra da yönünü hızla Zalimfelek’e çevirdi “Elvin! Nereye gidiyorsun?!” diye şaşkınca sordu Tink “Onlara bir bakmalıyım Tink” dedi. Elvin Gerçekten de yardıma ihtiyaçları olabilirdi.
“Thallor saklanmanı söyledi. Saklanmalısın. O hep doğrusunu bilir. Onu dinlemelisin” diye inledi ufaklık. Yalvarır gibiydi. Geri dönmeyi onun da istediğini biliyordu Büyücü.. Ama Tink Thallor’un sözünden çıkmayı da istemiyordu. Elvin ona gülümsedi.
“Biliyorum, haklısın. Ama yine de gitmeliyim...” diye dönerken büyücü hissetti. Hızla yaklaşan kötü bir güç muska büyüsünün avcı örümceğin ağları gibi hassas dokumasını titreştiriyordu. Elvin gücü ve yaklaşma hızını duyduğu ilk anda ürperdi. Gücün büyüsü ve muska büyüsü çarpışmıştı. İkisi de birbirini hissetmişti.
Yaşlı büyücü genç ejderhaların büyülerinde ve birkaç ermişte bu denli devamlı ve yoğun titreşimler duymuştu sadece. “Kara Ermiş” diye mırıldanırken güçlü birkaç büyüyü aklında sıraladı. Asasını sıkıca kavradı. Ufaklığa döndü. Baktı. Göz göze geldiler.
“Tink. Kaç.”
“Büyücü...” diyebildi Tink. O da yaklaşan karanlığı hissedebiliyordu. “Thallor..?” diye sordu. Sesi buruk ve kırıktı.
“Kaç Tink.. Kaç..” diyerek ufaklığa kederle baktı Elvin. Thallor’un onun kahramanı olduğunu, bir çocuğun kahramanını kaybettiğinde neler hissettiğini biliyordu.. Sonra da tüm dikkatini gelenlere çevirdi. Tink kaçabilirdi ama kitap ve Elvin kalacaktı. Kendisi için geçti. Bir şekilde kitabın izlendiğini tahmin ettiği için Tink’e verip onun hayatını tehlikeye atamazdı. Bu, ufaklığı da öldürmekten başka bir şeye yaramazdı.. Korkusuna rağmen Elvin Ermiş’i karşılayıp onu yenecekti. Tink gözü yaşlı koşmaya başladı.
Elvin olabileceği kadar hazırdı. Korkuyordu. Acılı ve yıkıcı bir kavga olacaktı. Ama sorun bu değildi. Sorun gücünün ona yetip yetmeyeceğiydi. Neler olduğunu öğrenmek istemesiydi. Elvin daha önce bir kez daha bir ermişle karşılaşmıştı. O zaman Ermiş’in gücünü neredeyse tamamını tüketmesine neden olabilmiş ama yine de yenilgiden kaçamamıştı. Onu ölümden kurtaran Ermiş’in sırtından kalbine ulaşan zehirli bir oktu. Gurubundaki yoldaşının isabetli ok atışı o gün onu korumuştu. Ermişlerin güçleri birinden diğerine elbette değişiyordu. Elvin de o günlerden bu yana kendini geliştirmişti tabii.. Büyücü bu Ermiş’in diğeri kadar yada daha az güçlü olmasını umut etti. Ama buna güvenemezdi. En iyi işleyen taktiği uygulayacaktı. Hızla ve bütün gücüyle merkeze saldırı.
Daha fazla düşünmesine vakit kalmadan hızla hareket eden beyaz bir sisin içindeki büyük bir karanlık küre Fırıncılar meydanında, tam karşısında durdu.
Karanlık küre dağılıp sis etrafa yavaşça yayılırken iki silueti seçmeye başladı. Ermiş’in zırhlı olduğunu hissedebiliyordu. Büyülü bir zırh değilse Elvin de hiç bir şey bilmiyordu. Büyüye dirençli zırhlar giyen Ermişler her zaman için rakiplerine karşı daha bir avantajlı olurlardı.
Diğer suret ise uzun boylu ve ince yapılıydı. Elinde uzun, kalın bir kılıç tutuyordu. Büyücü bu ikinci adamın diğer elindeki yüzüğü elin duruş pozisyonuyla değerlendirince tanıdı. Kahramanlar adasında geçen günlerinden gelen bilgi adamın kılıç ustası ve “silahyüzük” kullanıcısı olduğunu söylüyordu.
Elvin’in onları incelemesi gibi düşmanlar da Elvin’i incelemişti. Kara Ermiş’in karanlık sesi ona seslendi. İster şekilde elini uzatmıştı.
“Kitap”
Elvin de verir şekil de elini pelerinin altından çıkararak ileriye uzattı.
“Al onu..”
Büyüsü hızla serbest kalırken Elvin’in elinden akan güç parmaklarından avucuna fışkırıp birleşti. Işıktan mor parıltılı gümüş bir izle şimşek gibi uçtu gümüş ışık topu.. Elvin büyük bir güçle doldurmuştu onu..
Brenken yana sıçrayıp uzaklaşma çabasına girerken Ermiş hızla bir kalkan büyüsü yapmıştı. Saldırı kalkanla çarpıştığı anda bir ışık çaktı Vitalo gecesinde. Beyaz ışık gelip geçerken etraf hala beyazdı. Dondurucu soğuk saldırının etkisiyle kalkan dışında koca bir alan buza bulanmıştı. Soğuk rüzgar patlaması anında çevredeki camlara esen buz ve dolu yağmuru fırın camekanlarını indirmişti.
...
26 Ocak 2011 Çarşamba
14 Ocak 2011 Cuma
Stephen Hawking & Zamanda Yolculuk

Merhaba. Adım Stephen Hawking. Fizikçi, kozmolog ve bir çeşit hayalciyim. Hareket edemesem ve bir bilgisayar aracılığıyla konuşmak zorunda olsam da, zihnimin içinde özgürüm. Evreni keşfetme ve büyük sorular sorma özgürlüğüne sahibim. Mesela: Zamanda yolculuk mümkün mü? Geçmişe bir kapı açabilir miyiz ya da geleceğe bir kestirme yol bulabilir miyiz? Tabiatın yasalarını nihayet bizzat zamanın efendisi olmak yönünde kullanabilir miyiz?
Zamanda yolculuk vaktiyle bilimsel bir sapkınlık gibi görülüyordu. Kafayı yemiş derler korkusuyla bu konuda konuşmaktan kaçınırdım. Fakat artık o kadar temkinli değilim. Aslında Stonehenge’i inşa eden insanlara daha fazla benziyorum. Zamana taktım kafayı...
Yazının devamını lütfen aşağıdaki linkten okuyun..
http://www.fantastikedebiyat.com/zaman_makinesi_nasil_yapilir-389-haberler-yazi.html
Etiketler:
geçmişe yolculuk,
geleceğe yolculuk,
ışık hızı,
paradoks,
solucan deliği,
Stephen Hawking,
time travel,
uzay,
zaman akış hızı,
zaman yolculuğu,
zaman yolcusu,
zamanda yolculuk
5 Ocak 2011 Çarşamba
4 Ocak 2011 Salı
Bir Starcraft2 Maçı
Son zamanlarda karşıma çıkan en eğlenceli Starcraft2 maçlarından biriydi. PsyStarcraft yorumuyla izlediğim karşılaşmada denge bir Terran bir Zerg tarafına sallanıp durdu. RTS oyunlarını seviyorsanız hele de bir Starcraft hayranıysanız bir izleyin derim :D
Etiketler:
game,
maç,
match,
oyun,
PsyStarcraft,
starcraft2,
youtube
2 Ocak 2011 Pazar
Engelleri Aşalım..

http://www.facebook.com/video/video.php?v=141991389173620&oid=90259995230&comments
Engelleri aşmaya yardımcı olalım.. Boş mesajı 3244'e yolla, engellerin aşılmasına yardımcı ol.
Türev - Türkiye Engelliler Vakfı - www.turev.org.tr
31 Aralık 2010 Cuma
Yeni Yılınız Kutlu Olsun

Bazen bütün bu iyi niyet dileklerinin çok hissizleştiğini ve çok samimiyetsiz bir hal aldığını düşünüyorum. Ama yine de bu halleri bile hiç olmamalarından iyidir.
Bir televizyon programının videosunda Nihat Genç anlatıyordu.. (http://www.dailymotion.com/video/x53elk_nihat-genc-seref-ve-onur-tayyip-erd_news#from=embed)
Epey bir anlatırken bir arada bir benzetme yapmıştı. Özetleyeyim dilim döndüğünce; Anne genelevde çalışıyordur lakin kızına genelevde çalıştığını söylemiyor ve tezgahtar olarak çalıştığını söylüyor. Yalan söylüyor. Artık ne yazık ki bize bazı şeylerin yalanı bile söylenmiyor. Hani Eski Türk filmlerinde delikanlıya kızın babası çek uzatırdı da delikanlı benim sevgim satılık değil beybaba derdi. Onur vardı. Şimdi o delikanlı reklamlarda çek yerine kredi kartı istiyor ve kızı bir çırpıda satıyor.. Komik, şaka, ciddi değil ki diyebilirsiniz.. Bazı şeylerin şakası olmaz. Ben buna inanıyorum. Bazı değerlere hiç el sürmemek gerekir..
Ne kadar içi boş gibi gelse de, ne kadar samimiyetsiz gelse de.. Yine de ben de söyleyeceğim. Hepinize sağlık, mutluluk, huzur ve barış dolu bir yeni yıl diliyorum. Bütün dünya insanlarına sesleniyorum – duysanız da duymasanız da- Yeni yılınız kutlu ve mutlu olsun. Barış olsun.
Etiketler:
barış,
iyi yıllar,
kapak olsun,
kutlu,
mutlu,
yalandan bile olsa,
yeni yıl
21 Aralık 2010 Salı
O kadar da değil diyorsanız bir daha düşünün..
Iran'ın dunu ve bu gunu
Yükleyen ahmetkomurcuoglu. - Diğer Kadınca videolarına göz atın.
Aşağıda linki bulunan haber üzerine eski bir videoyu hatırladım..
http://www.gazeteport.com.tr/GUNCEL/NEWS/GP_820997
Etiketler:
Atatürk,
cop,
cumhuriyeti yıkmak,
dini yönetim,
hostesler,
İran,
mollaların hükmü,
şeriat,
türban,
Türkiye
Susayanın Uyanışı neyi anlatıyor?
Susayanın Uyanışı kötülüğe karşı harekete geçişin öyküsüdür. Kötü bir dünyada bu gidişten memnun olmayanların güçlerini birleştirmesinin ve birlik olmasının hikayesidir. Farklı halkların ve farklı düşüncelerin tek bir ortak amaç çerçevesinde harekete geçişinin öyküsüdür bu..
Birlik ve Mücadele.. Öykümün özü en saf haliyle budur.
Birlik ve Mücadele.. Öykümün özü en saf haliyle budur.
17 Aralık 2010 Cuma
Stargate Universe iptal edildi.

Syfy channel yeni bir açıklama yapmış. Stargate dizilerinin sonuncusu olan Stargate Universe iptal edilmiş. Galiba 2. sezonun son bölümü son bölüm olacakmış..
Hayranları için üzüldüm. sevdiğiniz bir dizinin böyle ansızın, vaktinden önce gitmesi çok can sıkıcıdır. Bir arkadaşı kaybetmek gibidir.
Lakin kendi adıma hiç üzülmediğimi eklemeliyim. yanılmıyorsam 6 ya da 7. bölümden bu yana zaten bıraktım Stargate Universe'i takip etmeyi. Nedenini zaten önceki bir yazımda yine bu blogda dile getirdim..
GERİZEKALILAR! Evet, gerizekalılar. Universe çok şaaaşalı çok şugar bi şey gibi satılmaya çalışıldı. Sazanlarda yeni yetme Sci-Fi izleyicilerine, yazarlardan prodüktörlere herkes bi havalara girdi.. Ulan kendinize gelin, siz kimsiniz? Artislik yapıyolar boy boy forumlarda, demeçlerde, röportajlarda, bloglarda.. Sanki bu stargate markasını bunlar yaratmış gibi.. Olm kendinize gelin lan. Böyle çakılırsınız işte. Ne oldum delileri.
Niye böyle kızdım? Bu sadece bir bilim kurgu dizisi ile ilgili bir tepki değil. Genel olarak bir duyguya, bir davranışa karşı bir tepkim.. Ben kadir kıymet bilmeyenlere, sadakat nedir bilmeyenlere, vefa bilmeyenlere, hatır bilmeyenlere uyuz olurum.
Efendim başlarken Universe'i öyle bi şişirdiler yok şöyle kaliteli, böyle derin, böyle klas, öyle rafine, şu kadar şöyle olacakmış.. Yani kısacası nedir biliyo musunuz; amcamlar eski Stargate dizilerini ve onların izleyici kitlesini MORON yerine koydu. Bizim alıştığımız, sevdiğimiz, parlatıp patlattığımız bu dizilerin sonradan görmeleri bizi yani Stargate'in özünü beğenmemeye başladı.
Uzun lafın kısası bence birileri boyunun ölçüsünü fena aldı. Stargate bugün bir markaysa bunu sadık ve eski hayranlarına borçlu. Seriyi buraya getiren kitleye sırtını inatla dönüp başının dikine gidersen burnunu böyle sürterler.
Efendim diyolar "kına yakın, şimdi diğer filmleri de nah alırsınız..." Valla arkadaşım benim söylemim şuydu "yanlış yapıyosunuz, bu iş yürümeyecek, geri verin eski Stargate'imizi.." Söylediğim oldu, yapımcıların salaklığının ortaya çıkmasına da sevindim. Beni öküz yerine koyanların çuvallamasına da sevindim.
Stargate bu noktaya geldiği için üzüldüm. İyi bir marka, güzel bir aile dağıldı. bu vakitten sonra toparlanır mı, nasıl olur bilemiyorum. Ben Stargate SG1 ve Stargate Atlantis'i 3 filimle beraber hatırlayacağım ama Universe fiyaskosunu hatırlamak istemiyorum. Üzgünüm.
Çok söze gerek yok aslında AMA..
Çok söze gerek yok aslında.. Her şey ortada.. Ama.. Bir toplumun değerini bir insanın değerini anlamak için üç yere dikkat edin; Mahkumlarına nasıl davranıyor, hayvanlarına nasıl davranıyor, yaşlılarına nasıl davranıyor? Bir kafeye gittiğinizde garsona nasıl davrandığınıza bir kez dikkat edin lütfen, o garson insanlara hizmet edip o insanların hayatına değer katarak aslında çok saygıdeğer ve zor bir iş yapıyor ama çoğumuz gözlerini bırak yüzüne bile bakmıyoruz.. Tepeden bakıyoruz, insan yerine koymuyoruz. İnsan olduğumuzu unutuyoruz.
Etiketler:
hoca,
insan sevgisi,
insanlık,
iyilik,
sınav,
soru,
toplumun değeri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)