20 Ağustos 2016 Cumartesi

Song of Durin - Durin'in Şarkısı

Bütün orta dünyalılara ama en çok da canım cücelere selam olsun :D



Song of Durin (Complete Edition) - Clamavi De Profundis

sözler:

türkçe versiyonu:

dünya gençti, yemyeşildi dağlar 
lekelenmemişti ayın yüzü daha 
ne derelere isim konmuştu, ne dağlara 
durin uyanıp tek başına dolaştığında 
isimsiz tepelere vadilere isimler verdi; 
henüz tadılmamış kuyulardan su içti; 
eğilip baktığında aynagöl'e 
gördü başının gölgesi üzerinde 
yıldızlardan yapılmış bir tacın belirdiğini 
sanki gümüş bir ipe dizilmiş mücevherler gibi. 

dünya saftı, dağlar yüce mi yüce; 
o eski günlerde, çok daha önce 
devrilişinden nargothrond'un yüce kralının 
ve göçmesinden gondolin'in 
batı denizlerinin ötesine, 
saftı dünya durin'in günlerinde 

bir kraldı o, oymalı tahtında 
sütunlarla dolu salonlarında 
gümüş zemin, altın çatı 
güç rünleriyle örülüydü kapı. 
güneş yıldız ve ay ışığı 
doldururdu billur lambaları, 
ne bulut örter ne de gölgelerdi gece 
pırıldardı sonsuza dek zarafetle. 

orada döverdi çekiçler örsü, 
hakkak yazardı, yontardı keski; 
orada dövülürdü kılıç, bağlanırdı kabzası, 
kazıcı kazar, örerdi duvarcı 
orada beril, solgun opal, inci 
ve metal işlenirdi balık pulları gibi, 
kalkanlar, zırhlar, baltalar kılıçlar 
yığınlaydı pırıl pırıl parlayan mızraklar. 

yorulmazdı o zamanlar durin'in halkı; 
dağların altında müzik uyanırdı, 
harpçılar harp çalar, okurdu ozanlar 
kapılarda durmadan öterdi borazanlar. 

dağlar yaşlı, dünya kül rengi, 
demirhanenin ateşi küllenmiş buz gibi; 
çalınan harp düşen çekiç yok artık, 
durin'in salonlarında tek yaşayan karanlık; 
bir gölge uzanıyor şimdilerde 
moria, khazad-dum'daki mezarı üzerinde 
ama batmış yıldızlar görünüyor hala 
karanlık ve rüzgarsız aynagöl sularında; 
tacı orada derin sularda yatar 
durin tekrar uykusundan uyanıncaya kadar.




Lyrics: The world was young, the mountains green, No stain yet on the Moon was seen, No words were laid on stream or stone When Durin woke and walked alone. He named the nameless hills and dells; He drank from yet untasted wells; He stooped and looked in Mirrormere, And saw a crown of stars appear, As gems upon a silver thread, Above the shadows of his head. The world was fair, the mountains tall, In Elder Days before the fall Of mighty kings in Nargothrond And Gondolin, who now beyond The Western Seas have passed away: The world was fair in Durin's Day. A king he was on carven throne In many-pillared halls of stone With golden roof and silver floor, And runes of power upon the door. The light of sun and star and moon In shining lamps of crystal hewn Undimmed by cloud or shade of night There shone for ever fair and bright. There hammer on the anvil smote, There chisel clove, and graver wrote; There forged was blade, and bound was hilt; The delver mined, the mason built. There beryl, pearl, and opal pale, And metal wrought like fishes' mail, Buckler and corslet, axe and sword, And shining spears were laid in hoard. Unwearied then were Durin's folk; Beneath the mountains music woke: The harpers harped, the minstrels sang, And at the gates the trumpets rang. The world is grey, the mountains old, The forge's fire is ashen-cold; No harp is wrung, no hammer falls: The darkness dwells in Durin's halls; The shadow lies upon his tomb In Moria, in Khazad-dûm. But still the sunken stars appear In dark and windless Mirrormere; There lies his crown in water deep, Till Durin wakes again from sleep.

Uzunyol - Susayanın Uyanışı pdf dosyası olarak free tam sunum


.....................................................................................
PDF dosyası. Uzunyol - Susayanın Uyanışı
........................................................................

https://drive.google.com/file/d/0B_lFCbDlLcaiT3UwbEZESGtpSHM/view?usp=sharing

Epeydir uğramadım blogger diyarına, bir iki küçük dokunuş bırakayım :)

25 Şubat 2015 Çarşamba

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Aç gözünü yolcu..

o fotoşop, bu mizansen, armudun sapı var, üzümün çöpü var... bi bi şeyi beğenemediniz be gülüm. ne padişahın sağ yanağıymışınız, ne zor beğenirmişiniz, ne burnu havalarda ne kibirliymişiniz.... silkin lan, bi bak şöyle, etrafın mucize ve harikalarla dolu; canım dolunayın, bir cırcır ötüşünün, bir anlık rüzgardaki çiçek kokusunun farkında değilsin..

8 Ağustos 2014 Cuma

Türkçe

"Türk Dil Kurumu’nun güncel Türkçe sözlüğünde 111 bin 27 kelime bulunuyor. Bunun 14 bin 981’i yabancı kökenli." şimdi sen bunu günlük 100-150 kelime ile idare eden bir homosapiene anlat anlatabilirsen. Sonuçta konuşamıyoruz, anlaşamıyoruz.

5 Ağustos 2014 Salı

İbni Sina'dan İnci

"Bilim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder." (İbni Sina) Çocuklarınızın ellerine kitap vermezseniz yarın birileri o ellere silah verir.

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Uzun bir aradan sonra selam vermeye geldim...

Uzun Yol ve Kovan Savaşları evrenlerine yeni diyarlar ekleme çalışmalarım sürüyor. Rodos Cadısı hikayesi büyük ölçüde hazır olsa da yazmaya başlamadım ve sanırım hiç yazmayacağım. Ama bu öykü üzerinde çalışırken aldığım notlar ile evrenini epey geliştirdim ve geliştirmeye zaman zaman devam ediyorum; Buradan başka hikayelere atlayabilecek bir evren doğuyor. Zombi Dünyama dair başka öykülere dair bir iki fikrim var ama şimdilik o konu yavaş. İş hayatımdaki sisli dönemden yakın zamanda çıkmama imkan verecek adımların sonuna geliyorum. Tutturursam epey bir rahat nefes alacağım. Sıkıntı olmaz olur mu? Ülkemin durumundan etkilenmeyecek kadar gamsız ve bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı değilim ki. Bu ülkede Atatürkçüler eceliyle ölmez, denir ya... Ecel dediğin nedir be gülüm. Herkes ölür, herkes yaşar mı ki? Bütün mücadelemiz bu yüzden değil mi? İnsanca yaşayacağımız bir dünya yaratma mücadelesi değil mi aldığımız her nefes. Cesaret... İlginç bir kavram cesaret. Aptallıkla olduğu kadar küstahlıkla da çok yakın bir çizgide ilerliyor. Korkaklık... Keskin bir suçlama cümlesi. Kanuna uymak, doğru olanı yapmaya çalışmak, hakka saygı göstermek... Korkaklık bazen çok karışık bir hal alıyor. Aşk... Aşk zor. Karşılıksız sevdaya çok karşıyım; bir adım yanaştığım bir adım bana atmıyorsa peşinden koşmam. Tanışmadan imza konuşmaya karşıyım. İlk çayda evlilik için ağız arayanlara çok karşıyım. Daha arkadaşça iki kelam edip edemeyeceğimizi görmeden çocuk konusunda olta atılmasına çok karşıyım. Zincirlere karşıyım, sevdiğine kanatlarını vermekten yanayım. Felsefi olarak türü yok olma tehlikesi altındayım. Yalnızlık... Hem bela hem sadık bir sevgili. Yine de yalnızlığa çok sıkı tutunmamak lazım, yalnızlık bencil ve menfaatçidir. Yalnızlıkta çizgiyi çok aşmamak lazım, tedavi için iyidir ama bağımlılık yapması kötüdür. Gülümseme... Gül be gülüm. Gül. Güldükçe güzel günlere, aydınlıklara çıkacağız. İçindeki direnişe umut katmaktan vazgeçme :D Hayatın bütün kötülüklerine rağmen umuduna sımsıkı sarıl.

14 Şubat 2013 Perşembe

Youtube Şakası

Youtube hesabıma bir video yükleyeyim diye girmeyi denedim. Karşıma Copyright School-Telif hakkı okulu diye bir zıkkım çıktı. Şimdi bu anasını sevdiğimin şeyi niye karşıma çıkmış biliyon mu sevgili okur? Çünkü işte 5-6 senedir filan yüklediğim ilk ve tek video olan bir EGE Karanlıktan Aydınlığa videosu şikayet edilmiş... Ulan yüklediğim tek video o, bir çıkarım yok, hak iddia etmemişim... Sadece iyi kaliteli yüksek sesli bir versiyonu olmayan bir şakıya daha yüksek sesli bir versiyon yapmaya çalışmışmışım... Bu Müzik firması şeysi de beni şikayet etmiş. İyi etmiş. Etmeseymiş hakkı kalırmış. Etsin bakalım. Elmalarla armutları ayırmak lazım. Bu şikayeti işgüzarca ve yersiz görüyorum. Lanet olsun diyorum. Bilmem neresini bilmem ne ettiğimin videosunu kaldıracam kaldırmasına canı cehenneme de bu ziktimin Youtube Telif Hakkı Okulu şeysi önüme ziktimin bir testini çıkarıyor ve bug mı oldu ne olduysa ziktimin sayfasını geçemiyorum. Bir şey değil sallayacam ziktir et hesabı diyecem de anasını sevdiğimin firmasının şikayeti yüzünden çalma listelerimi kaybedecem diye canım sıkılıyor. Yoksa çok da fifi... Neyse, işgüzar milletimden bir kez daha ööööööörghhh dedim. Sizden değilim olum ben. Ya da siz benden değilsiniz. Sevmiyorum böyle insanları. Salak ve öküz insanları, işgüzarları sevmiyorum. Canınız cehenneme.

2 Şubat 2013 Cumartesi

Yeşilgözlü & Zehir (Eski bir öykü)

http://username-bomberman.deviantart.com/art/Solomon-Kane-320034738
http://jeylina.deviantart.com/art/green-eyes-43634032 2008 yılında yazdığım fantastik kurgu türünde bir kısa öyküm. Yeşilgözlü Şeytan'ın Gecesi...(İzedebiyat sayfalarında okumak için tıklayın) Dünyalar Zinciri öyküleriyle bağlanması için açık kapı bıraktım ama İldar'da değil de Zincir'in başka bir halkasında-başka bir dünyada geçiyor olması daha muhtemel. Biraz Solomon Kane, biraz The Witcher, biraz Warhammer, biraz vampir öyküleri... Az ondan az bundan bir şeyler taşıyan bir öykü oldu. En temel esin kaynağı o aralar severek dinlediğim iki şarkıydı. Kavga dövüş ölüm kalım filan var işin içinde ama aslında acıklı ve aşklı bir öykü.

25 Kasım 2012 Pazar

Rodos Seferi Ne Durumda?

"Sultan Süleyman'ın Gizli Savaşları: Rodos Cadısı" isimli öyküye dair notlar tamam ama yazacak havam yok. Bu aralar öylesine nefes alıyoruz. Havalar demişken havalar da soğudu be. Bahar modunda ne güzel gidiyordu ortalık. Neyse, eskilerin dediği gibi "kış da kışlığını yapmalı" heralde. Kendimi biraz toparlayıp elime kalemi yeniden almak istiyorum. O zamana kadar siz Muhteşem Yüzyıl ile idare edin :)